İş dünyasının sakin gücü: Canan Özsoy

“Bugün kararlı, çalışkan ve istediğini elde eden kadınların rol model olarak yaptıkları katkı, kadın istihdamının artış göstermesi kapsamında bize umut veriyor. Brigham Young’ın çok sevdiğim bir sözünü hatırlatmak isterim: Bir erkek eğitildiğinde bir erkek eğitilir, bir kadın eğitildiğinde bir nesil eğitilir.”

Üniversitede öğrenci iken şarkıcılara oyunculara değil iş kadınlarına hayrandım. Hatta öğrenciliğimde gazete ve televizyonda gördüğüm ve yaptığı işlere hayran olduğum bir iş kadının peşine takılıp, olması çok zor bir stajı bu ısrarımla kazanıp, staj sonunda da iş teklifi almışlığım olmuştu. Şimdi öğrenci olsam kesinlikle Türkiye’nin göz bebeği iş kadınlarından Canan Özsoy’un peşine takılırdım. Geride bıraktığı kariyer basamakları ve başarı hikayesi bir yana, iletişim beceresi, hedeflerini net çizmesi, bu hedeflere dönük istikrarı, sabırlı duru­şu, eğitime önem verişi ve ekip yönetme yeteneği onun en güçlü yönleri. Türkiye’nin en güçlü iş kadınları listesinde ön sıralarda yer alan Özsoy, dergimizin 100.sayısına özel seçtiği “Yüzde 100 Hedefi Vuran 100 İsim” listesinde de yerini aldı. O, Türk kadının iş dünyasında potansiyelini keşfetmesi için çok sayıda projeye imza atarken, dünyanın en değerli markalarından olan GE’nin Türkiye yatırımlarını da yönetiyor.

Sağlıktan enerjiye, havacılıktan ulaşıma ve yenilenebilir enerji kaynaklarına kadar geniş alanda faaliyet gösteren GE, ilk 1948 yılında ampul fabrikası kurarak başladığı Türkiye yatırımlarını sürdürüyor. Dünyada 160 ülkede faaliyet gösteren şirket, yatırım yapmayı hedeflediği ülkeler arasında Türki­ye’yi ön sıralara taşımış. Bu yatırımların ba­şında olan isim Canan Özsoy, sakin ve naif tavrıyla, iş hayatının bu yoğun rekabetçi ortamının yarattığı hırs ve stres yanının dışında çok da farkına varmadığımız dingin yanını bize gösteriyor. Sakin ve tane tane konuşma becerisi ve güler yüzü onun iletişimdeki en güçlü yanı olsa gerek. Tıpkı tavşan ve kaplumbağa masalında olduğu gibi; yarışı her zaman hızlı koşanın değil sakin ve emin adımlarla gidenin kazan­dığını ve yaşamda hızı artırmaktan daha önemli şeylerin olduğunu unutmamak gibi. Bu keyifli sohbette, yoğun iş tempo­suna rağmen kişisel gelişime verdiği önem ve hayata dair dinmeyen merakı gençlere ilham olacak nitelikte.

Bugün kararlı, çalışkan ve istediğini elde eden kadınların rol model olarak yaptıkları katkı, kadın istihdamının artış göstermesi kapsamında bize umut veriyor.

Çok önemli bir başarı hikayeniz var. Kariyeriniz diş hekimliğinden CEO’lu­ğa uzanıyor. Diş hekimliğinden vazgeçmenize ne sebep oldu? 2012 yılından bu yana General Electric Türkiye CEO’susunuz. GE ile kariyeri­niz nasıl kesişti, anlatır mısınız?

İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakül­tesi’nden 1985 yılında doktora derecesi ile mezun oldum. Beş yıl diş hekimliği yaptım ancak ben insanlarla beraber olmak, onlarla bir şeyler paylaşmak, üretmek istiyordum. Diş hekimliği ise daha bireysel, yoğun iletişimin çok mümkün olmadığı bir meslek. Bu nedenle benim karakterime çok da uygun olmadığına karar verdim.

Tam da bu dönemde ürün müdürü arayışı içerisinde olan ilaç firması Hoechst ile an­laştım ve 1989 Aralık ayında ilaç şirketinde­ki yeni kariyerime başlamış oldum. 14 yılı Türkiye’de olmak üzere 18 yıl aynı firmanın çeşitli birimlerinde yönetici olarak çalıştım. Bu dönemde Boğaziçi Üniversitesi’nde executive MBA’mi tamamladım. 2007 yılında ise GE’den gelen teklifi kabul ettim ve 10 yılı aşkın süredir GE’de çalışıyorum. İlk olarak Paris’te GE Sağlık bölümünün uluslararası pazarlamasının başına gelerek GE’de çalışma hayatıma başladım. Daha  sonra 3 yıl dünya sağlık hizmetlerinin başında pazarlama ve stratejiyi yönettim. Bir yıl kadar Paris’te Dünya Mamografi’nin Genel Müdürlüğünü yaptım. 5 yıl önce GE Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü olarak ülkeye döndüm.

Canan Özsoy’dan gençlere öğüt

Üniversite yıllarında hayaliniz tıp doktoru olmaktı. Şu an geldiğiniz noktada bu hayalin daha ötesine geçtiğinizi düşünüyor musunuz?

Ben insanlarla beraber olmak, onlarla bir şeyler paylaşmak, üretmek istiyordum. Diğer yandan değişime öncülük yapmak, yenilikçi olmak, kadınların iş hayatındaki rolünü güçlendirmek gibi hedeflerim vardı. Dünyanın öncü dijital endüstriyel şirketi olan GE, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de endüstrinin dönüşümüne öncülük yapıyor.

Dijitalleşmenin yarattığı yeni dünyada bu değişim ve dönüşümün Türkiye’de lideri olarak, inovasyon, Ar-Ge, dijitalleşme alanlarında enerji ve sağlık gibi öncelikli endüstrilerde yeni projelere imza atmış olmak benim için çok değerli. Bunun dışında küresel roller alarak farklı kültürlerden insanlarla birlikte çalışmak da bana çok şey kattı. Tüm bunları göz önün­de bulundurduğumuzda bugün üniversite yılları hayalimin ötesine geçebildiğimi düşünüyorum.

Yurt dışından bakınca Türkiye’nin ülke marka algısını nasıl görüyor­sunuz? Neler yapılmalı sizce bu ülke marka algımız için?

Türkiye’nin algısını olumlu yönde değişti­recek çalışmaların, doğru bir tanıtımın her zaman yapılması gerektiğine inanıyorum. Ekonomi Bakanlığı, TİM, YASED ve TOBB iş birliğinde ve iş dünyasının katılımıyla gerçekleştirilen imaj kampanyalarının önemli ve gerekli görüyorum. Bu konuda Türkiye’yi iyi tanıyan iş liderlerine büyük görev düştüğü kanaatindeyim. Ben de iş dünyasının liderleriyle birlikte yurtdışında Türkiye’nin elçiliğini yapmaktan gurur duyuyorum.

Global markaların Türkiye’ye yatırım yapmasını teşvik edecek faktörler nelerdir sizce?

Türkiye genç ve dinamik bir nüfusu, giri­şimcilik kültürü ve jeostratejik konumu ile güçlü fırsatları barındıran bir ülke. Bu ne­denle özellikle 2002 yılı sonrasında global birçok markanın ilgi odağına girdi. Bugün global markaların birçoğu Türkiye’de aktif halde faaliyette. Global markaların Türkiye’ye yatırım yapmasını teşvik edecek en temel faktör yatırım ikliminin uygun hale getirilmesi.

Türkiye’nin ekonomiyi ön­celikli hale getirip, son çeyrekte yakaladığı büyüme başarısını sürdürülebilir kılması lazım. Bu anlamda oluşturulacak yeni bir büyüme hikayesi, global markaların da bu pazara ilgisini ve yatırımlarını artıra­cak etki yapacaktır. Yatırımcılar istikrar ve güven ortamı, uluslararası ölçekte rekabetçi bir teşvik sistemi ve sürdürülebi­lirlik arıyor.

Türkiye’den global marka çıkarabil­memiz için nelere öncelik vermeliyiz?

Küresel marka olmak için öncelikle Türki­ye’de ardından bölgede çok iyi olmamız lazım. Bunun sağlanabilmesi için yatırım ortamının güçlendirilmesi, istikrarlı politi­kaların önemi artıyor. Bu noktada “global marka yaratmak” ekonomi yönetiminin önceliklerinden biri olması lazım. Tabii markaların da sadece Türkiye’ye değil dün­yaya bakması lazım.

Öncelikle yaptıkları işe odaklanmaları ve iş alanında dünyanın en iyisi olmaları lazım. Bugün global mar­kalara baktığımızda hemen hepsi kendi alanında dünyanın en iyisi durumundalar. Diğer yandan dijitalleşme güçlü bir fırsat sunuyor. Bu çağın gereklerini iyi okuyan ve start-up anlayışı ile çalışan markaların öne çıktığını görüyoruz.

Türkiye’den bir markanın da bu anlayışla hareket edip glo­bal pazarda önemli bir oyuncu almaması için hiçbir neden yok. Tabii bu dönemde global marka olmanın olmazsa olmazı inovatif (yenilikçi) olmak. Bu anlamda Türk markaların inovasyona daha güçlü yatırım yapmaları lazım.

Sakin ve tane tane konuşma becerisi ve güler yüzü onun iletişimdeki en güçlü yanı olsa gerek. Tıpkı tavşan ve kaplumbağa masalında olduğu gibi; yarışı her zaman hızlı koşanın değil sakin ve emin adımlarla gidenin kazan­dığını ve yaşamda hızı artırmaktan daha önemli şeylerin olduğunu unutmamak gibi.

Kadınların iş yaşamındaki etkinliğini ve gücünü artırmaya önem veren bir isimsiniz. Bu kapsamda ARYA WOMEN etkinliklerinde de bulunu­yorsunuz. Sizce kadınların gücünü iş yaşamında artırmak için neler yapılmalı, hangi noktaların üzerinde daha çok durulmalı?

Bugün kararlı, çalışkan ve istediğini elde eden kadınların rol model olarak yaptıkları katkı, kadın istihdamının artış göstermesi kapsamında bize umut veriyor. Ancak ka­dınların istihdama katılımı erkeklere oranla daha düşük. Türkiye nüfusunun yüzde 49.8’i kadın ve bu kadınların yüzde 68’i ça­lışabilir yaşta. İş hayatına bakıldığında ise çalışabilir yaştaki erkeklerin yüzde 72‘sinin çalışma hayatına katıldıkları görülürken, kadınlarda ise bu oran yüzde 30’da kalıyor. Öncelikle kadınların iş dünyasına aktif katılımının sağlanması için fırsat eşitsizli­ğinden dolayı önünü kesecek engellerin yok olması gerekiyor.

Kadınlara eğitimde fırsat eşitliği tanın­ması ve daha iyi eğitim almaları da yine bu engellerin yok edilmesinde önemli bir rol oynuyor. Bunun için de ülkemizdeki kadınlara eğitimde ve iş yaşamında fırsat eşitliğinin tanınması, aileleri ve yaşadık­ları toplulukları güçlendirmelerinin ve ekonomik büyümeden eşit derecede yararlanmalarının desteklemesi büyük önem taşıyor.

Brigham Young’ın çok sevdiğim bir sözünü hatırlatmak isterim. “Bir erkek eğitildiğinde bir erkek eğitilir, bir kadın eğitildiğinde bir nesil eğitilir”

Diğer taraftan; kadının üst yönetime katı­lımı ve kurumlarda kadınları geliştiren plat­formların var olması için şirketlere de önemli roller düşüyor. Kadınların çalışma hayatında daha çok yer alması, üst yönetimde kadınla­rın sayısının artmasına, yönetim kurullarında kadın üyelerinin sayısının artmasına bağlı olacaktır diye bir savım var.

Arkasında dur­duğum, çalıştığım çeşitli STK’larda bu konu,düşünce ve eylem ürettiğim, çok inandığım bir konu. Bu anlamda ülkemizde GE’nin Kadın Çalışan Ağı’nın ana sponsoru olarak komiteyi destekliyor ve özellikle Türkiye’deki kadınların en çok ihtiyacı olduğu konulara yönlendiriyorum. Bunlar; kodlama eğitimleri, mentorlük, üniversite ilişkileri, STK iş birliği gibi konular oluyor.

“Bir erkek eğitildiğinde bir erkek eğitilir, bir kadın eğitildiğinde bir nesil eğitilir”

Türkiye’nin en güçlü iş kadınları arasında gösteriliyorsunuz. Diğer ka­dınlara iş hayatında başarılı olmaları için neler tavsiye edersiniz?

Kadınların iş yaşamına katılımında birey­lerin rolü de kritik önem taşıyor. Kadın bir lider olarak, bu pozisyona gelmemin, kadınların iş hayatında hedefledikleri po­zisyonları isterse elde edebileceklerinin iyi bir kanıtı olduğunu düşünüyorum.

Bu yüzden öncelikle, yeni nesillerin, eko­nomik özgürlüğünü eline alarak, hem ülke ekonomisine hem de kadın erkek eşitliğini sağlamaya katkıda bulunduklarını görmek istiyorum. Çalışan bir kadın olmanın kendine göre sorumlulukları, zorlukları var.

Çünkü her seçim bir vazgeçiştir. Bunu bile­rek hazırlıklı olarak, ödeyecekleri bedelleri kendileri seçerek, hayatlarını kendilerini planlayarak başlamalarını öneriyorum. İş ve özel hayat dengesi durumsal olarak değişebilir ama yönetilebilir bir durum. Kadınların kendini güçlendirmesi, daha donanımlı hale getirmesi ve zorluklara gö­ğüs germesi gerekiyor. Çalışma hayatında olmak, başarılı olmak ve kalmak kadınlar için biraz daha zor olduğu için özellikle sevdiği, inandığı, yüreğini koyabildiği görevlerde bulunmalarını öneriyorum

İş dışında kalan vaktinizde neler ya­parsınız? Mesela spor gibi…

Biz öncelikle eşimle seyahat etmeyi çok sevi­yoruz. Kaçabildiğimiz zaman küçük çaplı, üç -dört günlük hafta sonunu uzatıp yolculuk­lar yapmayı, senede bir kere de biraz daha uzun, dostlarımızla beraber daha önceden görmediğimiz bir yeri görmeyi çok seviyo­ruz. Kitap ise artık hobi değil bir ihtiyaç. Çok değişik şeyler okuduğum için biraz karışık okuyorum diyebilirim. Yakın çağ tarihimizi anlatan kitapları seviyorum. Biyografileri se­viyorum. Roman türünde kitapları okumayı çok seviyorum.

Eşimle ikimizin ortak hobisi olan golfu çok seviyoruz. Çok demokratik bir spor olduğu­nu düşünüyorum. Genç olmak, yaşlı olmak, şişman olmak, zayıf olmak, uzun olmak, kısa olmak gerekmiyor. Herkesin yapabileceği bir spor.

Yakından tanıyalım

yakından tanıyalım

 (Ağustos 2017, The Brand Age)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here