Haberde marka olmak: Fatih Portakal

Günümüz televizyon haberciliğini değerlendirmek için biraz eskilere gitmek gerekiyor.. Günümüzle nasıl kıyaslamasını yaparsınız? 
Devlet ve hükümet politikasına göre yayın yapan bir TRT vardı. Özerk ama hiçbir zaman özgür yayın politikasına sahip olamamış bir devlet televizyonu. Ama özel televizyonlar denildiği zaman da işin içerisine patron faktörü giriyor. Özel kanalların haber merkezlerinin emanet edildiği insanlar ne kadar özgürdü veya patrona ne kadar angaje idiler. Bunlar tartışılacak başka bir konu. Günümüzde de hala bunları konuşuyoruz. O dönem ile günümüz arasında en önemli fark, tek ses gitti çok ses geldi. Çok sesin gelmesi daha katılımcı, daha özgür diyebileceğimiz bir yayın politikası karşımıza çıkardı. Özel televizyonların haber merkezleri ile birlikte özgürleşen bir Türkiye’ye doğru yolculuğa başladık.
Eskilerden televizyon haberciliğinde hangi isimler marka olmuştu?
Mesela Ali Kırca. Ali Kırca denince ilk akla, mütevazilik ve duygusallık geliyor, haberin merkezi der, haberde çeşitlilik sunar. Reha Muthar denince ilk akla gelen kelime “Tarz”. Ekrana çıkartamadığı hiç kimse yoktu. Süprizlerle doluydu. Rahmetli Birand siyaset haberlerini ağırlıklı olarak görür ve siyaset bizim prestijimizdir derdi. Uğur abi ekranda her şeyi düzgün anlatayım, düzgün konuşayım, haberin dili düzgün olsun der ve diğer taraftan da aksaklıklara dem vururdu. Savaş abi, halkın adamı olarak gazeteciliğe başladı. Ben onu hep şapkasıyla hatırlarım. Diğerlerini kravatlı düşünebilirim ama Savaş Ay’ı öyle düşünemem.

Bana diksiyon kursuna gitmem teklif edildi, gidebilirdim ama bu sefer de ben olamayacaktım. Bugün ”ben olamamak” sizin olduğunuz yerde saymanız demektir.

 Haberin başında bulunmayı düşünüyor musunuz? 

Gelecek ne gösterir bilmem ama neden olmasın. Bir haber merkezinin başında olmak çok yorucu. Hem haberi hazırlamaya çalışacaksınız, hem sizinle birlikte yola çıkan insanların haklarını savunmaya çalışacaksınız. Her şeyi siz göğüslemeye çalışacaksınız ama bir kere meslek hayatımda denemek isterim.

snapshot013_jpg1461690667Haberde marka olmak dediğimizde, mutfağın içinden gelenlerin hedef kitle gözünde markalaşması, kalıcı olması daha kolaydır diyebilir miyiz? 
Eğer bana geçmişle günümüzde bir ortak nokta kur diyorsanız hepimizin ortak noktası muhabirliktir. Sahadan geldiğimiz için spikerliği ben kabul etmiyorum. O yüzden haberi izlettirebiliyoruz ve bir tarz oluşturuyoruz. Ondan sonra kendiliğinden marka olabiliyorsun.
Televizyonda reyting çok önemli. 
Önemli tabii, şimdi herkes soruyor reyting mi haber mi diye. Ayıramazsın.
Ne reytingi habere kurban etmek ne de haberi reytinge kurban etmek…
Bravo çok doğru. Asıl işimiz haber vermektir. Ama bir taraftan da reyting dediğimiz gerçeğin altında ezilmemek lazım. Veya sadece reyting kaygısıyla bir bülten hazırlamamak çok çok önemli. Ben 3. sezondayım Fox TV’de. Bir takım düşüncelerime, söylediklerime önem verdiler. Birand’ın yanında yetiştiğim ve son beş yılım onun yanında geçtiği için, siyasete de çok önem veriyorum. Çünkü politik bir ülkeyiz.
Peki, iyi bir habercinin siyasilerle arası nasıl olmalıdır?
Ben hiç bakmam. Siyasetçiyle muhatap olmam, hiçbiriyle de samimi olmam. Beni eleştiriyorlar sen neden böyle bir faaliyetin içinde değilsin Ankara’da diyorlar. Bana ne ki, ben işimi yapıyorum.
Haber atlatma anlamında oradan bir fayda gelebilir mi?
Yok canım, haber atlatılırsa atlatılsın. Bana öyle haber gelecekse gelmesin. Kimse benim özgürlüğümü kısıtlamasın. Benim duamdır: “Allah’ım beni nefsimle mücadele ettirme.” Mümkün olduğunca her konuda ayrılırım onlarla.
Biraz geçmişe gideceğim, işletme mezunusunuz, işletme okurken haberci olmak gibi bir idealiniz var mıydı?
Hayır yoktu. Böyle bir meslek olduğunu bile bilmiyordum.
Peki muhabirlik yaparken ekrana bir geçsem dediğiniz oldu mu?
İzmir’de başladım mesleğe 96 yılıydı. Daha sonra 2006 yılında İstanbula geldim, 9 yıldır da İstanbul serüvenim de- vam ediyor. Şöyle bir özellik var, insan kendini oraya konumlandırır mı bilemem ama muhabirken haberi yazarken yaşayan bir adamdım. Kafamda kurgulayıp giderdim. Kendimi ekranda anchorman olur muyum diye çok görmedim. Mehmet Ali Birand zamanında bana şunu söylemişti, “Biz bu koltuklardayız, bizler gidiceğiz, eğer sen bu meslekte kalmaya devam edecek olursan, bu koltuklardan birine oturabilecek kapasitede bir insansın.” Demek öngörülüymüş ya da bizdeki pırıltıyı görmüş. Mehmet Ali Birand insan yetiştiren bir fabrikaydı.
Bana diksiyon kursuna gitmem teklif edildi, gidebilirdim ama bu sefer de ben olamayacaktım. Bugün ''ben olamamak'' sizin olduğunuz yerde saymanız demektir.

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ… AVUSTRALYA MACERASI… İLK MESLEKİ DENEYİMİ STAR TV’DE MUHABİRLİK…

Bazı anchormanlarde Türkçeyi düzgün kullanma çabası var. Sizde su gibi gidiyor. Size diksiyon kursuna gidin diyen oldu mu?
Her şeyin başı muhabirlik. Siz eğer bir gün sadece haber sunmak isterseniz, spiker olarak kalırsınız. Bana diksiyon kursuna gitmem teklif edildi, gidebilirdim ama bu sefer de ben olamayacaktım. Bugün “ben olamamak” sizin olduğunuz yerde saymanız demektir. Eğer siz olduğunuz gibi olursanız vatandaş sizi kabul ediyor. Dönem artık böyle. Çünkü teknoloji ve iletişim o kadar yayıldı ki, sizin sokaktaki hali- nizi de ekrandaki halinizi de insanlar görebiliyor. O yüzden de aradaki fark uçurum olmamalı.
Yaz boyunca iki aydır ekranda yoktunuz. Dinlenmek için yeterli oldu mu?
Hayır yetmedi, benim bir düşüncem var, stüdyoyu çiftliğe kuralım diyorum mesela. Yayını oradan yapalım.
Haber için bir şeyler hazırlandınız mı? 
Hiç haber seyretmedim. Televizyon seyretmedim. Ben kışın da televizyon seyretmem. Sadece karşıt görüşlü gazeteler aldım, onları okudum. Kışın da öyle yapıyorum.
Fox Ana Haberde yenilikler olacak mı? 
Tempo aynı olacak. Çünkü kanın, gözyaşının aktığı bir ülkede çok fazla bir şey yapamıyorsunuz. Önümüzdeki günler Türkiye için zor günler. Böyle bir ortam içerisinde bültenin çoğunu siyasete, artan terör olaylarına, ülkenin ekonomik meselelerine ayıracağız.
Screen Shot 2016-09-05 at 17.35.30Geçen bir twit attınız ve ana haberi hangi imajla sunayım diye sordunuz? Gördünüz mü? Siz hangi imajı beğendiniz?
Sakallı olanı beğendim. İmajınızı belirlemek için mi yoksa öylesine mi yaptınız?
Öylesine yaptım. Espri olsun diye. Ben klasiğimdir çok modern bir insan değilimdir.
İmajınızda büyük bir değişim olmuyor…
Yok göremezsiniz. Saç problemim vardı. Onu da biraz aştık dökülmüyor. Traşımı değiştik 5 sene evvel. Klasik bir traştı, berberim, “olmaz saç uzadığı zaman sen yaşlı adam gibi görünüyorsun mümkün olduğunca kısa tutalım” dedi. 5 yıldır aynı kıyafet. Kıyafette açık renk sevmem. Koyu renkler: Siyah, lacivert gibi.
Cüneyt Özdemir’in ceketi ve kravatı da çok konu oldu, Twitter’da gündem oluşturdu. Halk habercinin kıyafetine, ceketine bakıyor, yorum yapıyor. 
Evet öyleymiş. Tam olarak içeriğini bilmiyorum. Başkası adına konuşamam ama kendi adıma aksesuarlarım vardır. Alyansım, İzmir Atatürk Lisesi yüzüğüm vardır, kravata dikkat ederim. Bu sene de farklı güzel kravatlar aldım. Ve kaleme dikkat ederim. Saati çok önemsemem.
Mehmet Ali Birand dey ince saat gelir aklımıza. Fatih Portakal deyince aklımıza ne gelcek? Simge çok önemli marka için. 
Evet simge önemli. Kravat ve kalem gelir. Bu sene Amerika’dan bir arkadaş geldi tanışalım dedi ve ufak bir hediye kalem getirmiş. Tanımadığım bir vatandaş kalem hediye etti.
İmajınızla ilgili kimlerden kir alırsınız?
Herhangi bir uzmanla çalışmıyorum. Doğal olarak oluşuyor imaj, kendiliğinden. Ve tabi ki destek alıyorsunuz eşinizden. Maniküre gidiyorum, cilt bakımı da ayda bir yaptırırım. Çünkü ağır makyaj yapılıyor ekran için ve sorunlu bir cildim var.
Ekrana çıkmadan önce yaptığınız bir ritüel var mı? 
Muhabirlikten beri söylediğim bir söz vardır. “Allah’ım dilimi dolandırma.” Çünkü canlı yayındasın, neyle karşılaşacağını, ağzından ne çıkacağını bilmek zorundasın. Bazen bir şey çıkıverir kimseye derdini anlatamazsın.
Peki sizde haber bittikten sonra neler yazıldı, neler söylendi diye endişe başlıyor mu?Artık yok bakmıyorum. İlk başlardaydı o, artık yok.
Bizim ana konumuz haberde marka olmak. Fatih Portakal kendini bir marka olarak hissediyor mu? İşin içindeyken ve o yoğun tempoda bir şey hissetmiyorsunuz kişi olarak. Yani en azından ben hisseden insanlardan biri değilim. Ben kendim ne hissediyorsam onu yazıyorum, aklımdan ne geçiyorsa onu döküyorum, kimse şunu yaz dediği için onu yazmıyorum. Benim için öncelik, işimi iyi yapmak. İlk hedefim bu. Beraberinde marka olmuşsam bu kendiliğinden olmuştur. Reytinglerde ilk sıradayız evet, bu da bunun bir sonucu. Ha, bunu markalaşma olarak değerlendirirseniz, o ayrı bir konu.fatih-portakal-tgs-journo
Habercilik biterse? Beni bugün bu koltuktan alsınlar, benimle çalışmayacaklarını söylesinler, sektörde de eğer iş bulamazsam haber sunmuyorum diye, bayılmam yani. Karalar bağlamam. Öyle bir yapım yok benim. Ben başka şeylerle de mutlu olabilecek bir insanım.
Markaların en çok korktuğu şey krizdir. Fatih Portakal kriz deyince ne anlıyor? Kriz deyince ben mutsuz insanlar anlıyorum. Genel anlamda konuşuyorum kendi adıma konuşmuyorum.
Mesela haber girmediğinde, yanlış metin geldiğinde… Olsun. Ben kendiyle barışık bir insanım. Öyle bir durum olduğunda ben söylüyorum zaten yanlış haber paslandı, benden kaynaklı değil yanlış haber girdik diye. Ya da haber girmediği zaman, bekleyin biraz sonra gelecek o haber ama şuanda bir aksaklık var. Ben bunu çevirebilen bir insanım.
Olabilecek yaşanabilecek bir şey bu. Hiçbirimiz mükemmel değiliz ki oradaki aygıtlarda insan eliyle yapılan bir şey. Bazen donuyor.
Fatih Portakal’ın rekabet halinde olduğu insanlar var. Dönüp baktığımızda Cüneyt Özdemir de ana haberde olmayacak. Keşke olsaydı diyorum.
Peki bir dönem tatlı rekabet içinde olduğunuz Cüneyt Özdemir’i aradınız mı ya da mesaj attınız?
Hayır.. Aklımdan geçti ama yoğunluktan ihmal ettim. İyi hatırlattınız, şimdi hemen bir mesaj atayım.
Peki, özel bir soru sorayım size. Milyonların izlediği Fatih Portakal bir marka dedik. Peki bu markanın kullanmaktan keyif aldığı markalar var mı? 
Kıyafet olarak NetWork’ü, kravatta Vakko’yu seviyorum, ayakkabıda hoşuma giden ne varsa alıyorum. Normal yaşantıda da herkesin giydiklerini giyiniyorum.
Hep bir bileklik görüyorum bileğinizde çıkarmadığınız.
Nazar için. Doğan Şentürk verdi bunu bana.
Bir de Atatürk dövmeniz var. Ne zaman yaptırdınız?
Evet bununla da gurur duyarım. 6 sene olmuştur.
Çok düşündünüz mü yaptırırken? 
Seviyorum çünkü. Böyle bir lidere, böyle bir insana sahip olduğumuz için çok şanslıyız diye düşünüyorum. O’nun önderliğinde kurulan Cumhuriyet’te, bu ülkede yaşamayı seviyorum. Ve bu insanı da artısıyla eksisiyle seviyorum. Çünkü zaman zaman kimilerinin bu faniye hak etmediğini düşündüğüm acayip mesajları ve söylemleri var. Belki onlara bir tepki de olabilir. Ekranda da gösteriyorum ben bu dövmemi. Bazı arkadaşlar şaşırmıştı neden yaptırdın, tarafsın demişlerdi. Evet tarafım böyle bir noktada.
Screen Shot 2016-09-06 at 15.46.59Gelelim sosyal medyaya. Sosyal medyayı habere sokan siz oldunuz değil mi? Tam değil. İlk başta mail üzerinden Kanal D’nin sabah haberlerini yapan İrfan Değirmenci kullanmıştır. Ana habere ilk ben taşıdım bunu diyebiliriz. Hatta üniversitelerde tez konusu olarak da bu yazıldı. İnteraktif oluyor. Ve o interaktif hareket seyircinin size bir bakıma bağımlılığını arttırıyor.
‘Dinlemek, işimize geleni duymak değildir.’ demişsiniz web sayfanızda. Siz, işine gelmeyeni duymayan kitleye, haberlerinizi duyurmayı nasıl başarıyorsunuz? 
İşte o bir empati ve bir enerji. Bir muhabir arkadaşım AKP mitingine gidiyor ve soruyorum, “Nasıl oradakilerin tepkisi” diye, “Fatih Portakal’a selam söyle” diyorlar dedi. Samimi göründüğüm ve hissettirdiğimden dolayı beni izleme, bülteni izleme alışkanlığına sahipler.
Bir de güzel bir stüdyonuz var; geniş açısı, kırmızı arka zemin, sizin ayakta durmanız…
Habercilikte renk belli zaten. Kırmızı, mavi ağırlıklı renklerdir biz de orantılı kullanıyoruz. HD yayınlar da başladı artık orada da güzel oluyor. Stüdyo da çok önemlidir. Albenisi insanı çekmesi gerekir.
Sizi çok el-kol, mimik hareketi yapıyorsunuz diye eleştiriyorlar mı?
Tepkisini ortaya koyan bir adamım ben. Evet kızdığım zaman kızarım, mutlu olduğum zaman gülerim veya ne bileyim aklımla dalga geçildiği zaman alaycı yapıya bürünürüm. Ama aklımla dalga geçilmesin. Allah bir akıl vermiş, kendimce kullanıyorum, kimse de aklımla dalga geçmesin. O zaman alaycı olabiliyorum, bakışlarım ve mimiklerim umursamaz olabiliyor.
Daha sonra haberdeki beden dilinizle ilgili açıp kendinizi izliyor musunuz? Hiç izlemem. Ne rakipleri izlerim ne kendimi izlerim. Benim böyle bir yapım var.
Fatih Portakal markasının görsel boyutuyla ilgili bir kaç şey soracağım. Renginiz?
Turkuaz ve koyu yeşil vardır orman yeşili onu seviyorum.
E-maillerinizi kim cevaplıyor? Siz mi? [email protected]’a gelenleri siz mi cevaplıyosunuz?
Her şeyi ben kendim cevaplıyorum.
Fatih Portakal dediğimizde akla gelen ilk üç şey nedir?
Samimiyet, tavır ve içtenlik.
Fatih Portakal’ın haberde marka vaadi ne? Neden izleyeyim?
Hiçbir vaadim yok. Merak ediyorsan izle beni. Türkiye’nin en farklı Ana Haber Bülteni diyorum ben.
Tamam da niye farklı?
Diğerlerinden farklı çünkü sosyal medyayı kullanıyorum, konuşan bir bülten yapıyorum, izleyicinin söylediklerine cevap veriyorum, duygularımla haber sunuyorum, kimi zaman duygulanıyorum sesim kırılıyor, kimi zaman mutluyum kahkaha atıyorum, hüzünlüyüm, öfkeleniyorum, hal ve tavırlarım vücut dilim sunduğum habere hemen bürünüveriyor. Zaten sloganımız da, “Türkiye’nin En Farklı Haber Bülteni”. Farkı reyting ortaya koyuyor zaten. Ben onu anlatamam, ben yaşadıklarımı anlatıyorum size.
Peki Fatih Portakal’ı şahsi olarak sorduğumda güçlü yönleri neler?
‘Ben güçlülüğümü güçsüzlüğümden alıyorum.’ diye bir sözü var Cervantes’in. Benim arkamda kimse yok. Sadece işimi yapıyorum. Şöyle söyleyeyim, çalışmayı çok seven bir insan değilim. Ders çalışma da dahil olmak üzere normal hayatta da çalışmayı çok seven bir insan değilim. Ve bugün istediğim ekonomik koşulları sağlamış olsam, haber sunmasam da olur benim için. Ama ben aldığım işi her zaman iyi şekilde yerine getiren bir insanım. Torpille değil referansla işe başladım daha sonra emeğimle buralara kadar geldim. 2006’da Mehmet Ali Birand telefon açtı ‘İstanbul’a gel, İzmir’de ne yapıyorsun’ dedi. 2009’da ‘biz gidecek olursak bu koltuklardan sen en yakın adaylardan bir tanesisin’ dedi. Radyoculuk yaptım, en iyisini yapmaya çalıştım. Kitap yazdım en iyisini yapmaya çalıştım.

‘Ben güçlülüğümü güçsüzlüğümden alıyorum.’

Yeni bir kitap gelecek mi? 
Şimdilik düşünmüyorum. İki sene önce bir program yapıyordum çok da memnundum ama malesef prime-time kanalı olduğumuz için dizilere yenik düştük ama bu yeniden olmayacak anlamına gelmiyor.
Fatih Portakal’la Türkiye’nin Trendleri. Çok keyifliydi. 
Seçim çadırı yaptım o da güzel geçti. Sabah haberi, akşam haberi yaptım. Muhabirken gittiğim her haberi iyi yapmaya çalışıyordum.
‘Olmazsa gider İzmir de otururum’ değil de, sanki siz bu haberciliği bırakmazsınız gibi geliyor. Bırakırım insanım ben. Keyif aldığım ve daha da keyif alabileceğim şeyler var. Ben bir anda gemileri yakabilirim. O asabiyete de sahibim.  (Eylül 2015, The Brand Age)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here