Proje Kraliçesi: Zeynep Bodur Okyay

The Brand Age’in “Yılın İlham Veren İş Kadını” seçtiği Zeynep Bodur Okyay, 25 Yıldır Kale Grubu bünyesinde birçok başarıya imza attı. Okyay; bilim, kültür ve sanat hayatına katkı sağlayan çok sayıda projede yer aldı. Birçok sivil toplum kuruluşu, dernek, vakıf ve odanın yönetim kurullarında faal olarak çalıştı. İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis Başkanı, İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkan Vekili, Türkiye Sanayi ve İşadamları Derneği (TÜSIAD) Üyeliği, Türk Eğitim Vakfı (TEV) Mütevelli Heyeti Üyeliği, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Seramik ve Refrakter Meclisi Başkanlığı bunlardan sadece birkaçı. Ayrıca 62 yıllık İSO’da bir ilk gerçekleştirerek Kadın Sanayiciler Platformu’nu kuran Okyay, geçtiğimiz yıllarda Türkiye ekonomisine yaptığı katkılardan dolayı TBMM tarafından “Üstün Hedef Madalyası” ile taltif edildi. Kurucuları arasında bulunduğu Harvard Mezunlar Derneği’ndeki çalışmaları ile Harvard Üniversitesi’nde Türk Kürsüsü kurulmasına da destek verdi. Yaşam boyu öğrenmeyi desteklediğini söyleyen Okyay, inşaat alanında nitelikli eleman yetiştirmek için kurslar düzenleyerek de bunu gösteriyor. O, topluma karşı duyduğu sorumluluk bilinci ile hem gençlere ilham oluyor hem de projeleri ile toplumsal gelişime katkı sağlıyor. Ona göre yaşam boyu merak duygusu bu başarıyı getiren başlıca etken. Söyleşimizde de başarı yolculuğunun başladığı yer olan Çanakkale’den bugünlere kadar gelen Kale Grubu’nun hikayesinden ve faaliyetlerinden bahsettik.

“İnsanın mutluluğu ve refahının amaç, teknolojinin araç olduğu projeler uzun soluklu olur ve başarıya ulaşır.”

Kale Grubu’nun iş dünyasındaki yolculuğundan ana hatlarıyla kısaca bahsedebilir misiniz?

Kurucumuz ve Onursal Başkanımız İbrahim Bodur, 1957’de Çanakkale’nin Çan ilçesinde Türkiye’nin ilk halka açık şirketi Çanakkale Seramik’i kurdu. Anadolu’ya sanayinin götürülmesine, Anadolu tipi kalkınmanın yaygınlaşmasına öncülük etti. Zorluklara aldırış etmeden, Türkiye’nin dört bir yanına yatırım yaptı. Çan’ın çorak topraklarına diktiği fidan, aradan geçen 60 yılda dünyanın dört bir yanında faaliyet gösteren bir çınara dönüştü. Kale Grubu, bugün Avrupa’nın 3’üncü, dünyanın 12’nci en büyük seramik karo üreticisi, yapı kimyasalları sektöründe üretim ve satış kapasitesi olarak Türkiye ve bölgesinde birinci, Avrupa’da ise 5’inci şirket durumunda.

Seramikle toprakta üretime başlayıp gökyüzüne çıktık. Üretimde elde ettiğimiz yetkinliği dünyanın en önemli savunma ve havacılık projelerine paydaş olarak, yerli projelerin ana yüklenicisi olarak derinleştiriyoruz. Yerelden küresele uzandık; dünyanın en önemli savunma ve havacılık gruplarıyla iş birlikleri kurduk. İlk turbojet motoru ve ilk insansız hava aracı gibi pek çok yenilikçi projenin kalbindeyiz. Dünyanın en önemli savunma ve havacılık projesi olan F-35’e çok sayıda kritik parça ile katkı sağlıyoruz. Son olarak ise havacılık sektörünün önde gelen şirketi Rolls-Royce ile ülkemizin ihtiyaç duyduğu tüm uçak ve helikopter motorlarını üretmek üzere ortaklık kurduk.

Bugün Kale Grubu olarak makine ve parça imalatı, savunma ve havacılık, kimya, elektrik malzemeleri, enerji, bilişim, nakliye, turizm ve gıda sektörlerinde faaliyet gösteren 17 şirkete sahibiz. Tüm sektörlerde de sadece Türkiye’nin değil Avrupa’nın da en köklü gruplarından biriyiz. 60. Yılımızı kutlarken, “Köklerden Göklere” şiarıyla yolculuğumuza aynı inanç ve azimle devam ediyoruz.

Türkiye Bilişim Vakfı ve Novusens iş birliğiyle gerçekleştirilen “Aklım Fikrim Çanakkale” projesinde neler ortaya koyuyorsunuz? Bu tip çalışmaların marka algısına yansıması nasıl oluyor?

Köklerimize ve doğduğumuz topraklara hizmet bizim için görev. Bu amaca hizmet ettiğine yürekten inandığım bir proje. Bugüne kadar Piri Reis Sergisi’nden Çanakkale’nin Evlatları’na kadar şehrin ruhunu yansıtan pek çok projeyi gerçekleştirdik. Yatırımlarımıza Çanakkale ruhuyla devam ediyoruz.

Kale Grubu olarak Türkiye Bilişim Vakfı ve Novusens İnovasyon ve Girişimcilik Enstitüsü iş birliği ile Çanakkale’nin akıllı şehir vizyonuyla büyümesi için “Aklım Fikrim Çanakkale” projesini şubat ayında başlattık. Akıllı Şehir raporunu da kısa bir sürede yayınlayacağız. “Çanakkale ile Akıllı Geleceğe” sloganıyla Çanakkale’nin rekabet gücünü yükseltme, yaşanabilir ve sürdürülebilir bir kente dönüşüm yolunda farkındalık yaratma amacıyla yola çıktık. Proje için önce kapsamlı bir kaynak taraması yapıldı. Yoğun saha ziyaretlerinin ardından elde edilen bulguların ışığında bir akıllı şehir semineri ve iki ayrı ortak akıl çalıştayı gerçekleştirildi. Tüm bu çalışmalar sonucu Çanakkale’ye özgü bir akıllı şehir yol haritası ve vatandaş odaklı öneriler bütünü ortaya konuldu. Yerel yönetim, sivil toplum, özel sektör ve üniversitenin birlikte hareket ederek Çanakkale’yi sadece ülkemizde değil, küresel ölçekte de rol model haline getirme potansiyeli var.

Çanakkale 1915 Köprüsü ile birlikte bu şehir daha ulaşılabilir bir cazibe merkezine dönüşecek. Bu dönüşümün, şehrin hayat standardını yükseltecek bir ortak akılla gerçekleşmesi çok önemli. “Aklım Fikrim Çanakkale” projesi ile eğer bunu başarabilirsek Çanakkale, hayal ettiğimiz gibi, tüm dünyanın odağındaki bir barış şehri haline gelebilir. Bu nedenle Çanakkale’nin “Akıllı Şehir” vizyonuna katkı vermeyi çok önemsiyoruz. 60 yıl önce Anadolu’nun sanayileşmesinin öncülüğünü yapan Çanakkale, bugün de sürdürülebilir kalkınma ve kapsayıcı refah için kentlerimizin akıllı şehirlere ve Anadolu insanının da bilgi toplumuna dönüşümüne örnek teşkil edebilir. Bütün gayemiz bu.

Bu projemiz de diğerleri gibi insanı merkeze koyan, yenilikçi ve ilkleri barındıran öncü bir proje. Kale Grubu tasarım odaklı düşünceyi ve inovasyonu temel alan, DNA’sında değişimi barındıran, yeni teknolojileri izleyen ve yatırım yapan bir şirket. Ancak, bildiğiniz gibi teknoloji şirketi değil. Projemizin ismi de “Akıllı Şehir Çanakkale” değil, “Aklım Fikrim Çanakkale”. Bu bilinçli bir tercih. Çünkü, bizim projemizin odağında insan var. Farkı yaratacak da bu olacak.

İnsanın mutluluğu ve refahının amaç, teknolojinin araç olduğu projeler uzun soluklu olur ve başarıya ulaşır. Farkındalığın arttığı, şehirde yaşayan tüm paydaşların akıl yorduğu, heyecan duyduğu, katkı sağladığı projeler bizi geleceğe taşıyan projelerdir. Beşeri dönüşüm gerçekleşirse, teknolojinin kullanımı ile şehrin sorunlarına akılcı çözümler üretilmesi katlanarak artar.

Bizim öncelikli hedefimiz, farkındalığı artırmak, farklı disiplinlerden gelen kişilerin ve kurumların aynı masa etrafında toplanmasını, bir sinerji içerisinde ortaklaşa çalışmasını sağlamak.

Tam da bu sebeple, bu dönüşüm yolculuğunu, ilgili kurumlarla ve tüm yerel paydaşlarla birlikte katılımcı bir anlayışla ortak akıl ve yapıcı iş birliğiyle gerçekleştiriyoruz. Çanakkale’ye gönül veren, Çanakkale’nin geleceğine yatırım yapmak isteyen kamu kurumu, iş dünyası, sivil toplum kuruluşlarının hepsine gittik. Gençlerimizi dinledik. Bizim öncelikli hedefimiz, farkındalığı artırmak, farklı disiplinlerden gelen kişilerin ve kurumların aynı masa etrafında toplanmasını, bir sinerji içerisinde ortaklaşa çalışmasını sağlamak. Orta vadede, farklı yetkinliklere ve odak alanlarına sahip akıllı şehir vizyonuna sahip şirketleri de buraya çekmek istiyoruz.  İnsana dokunan, vatandaşın hayatını iyileştiren hizmetlerin ve uygulamalara öncelik verilmesine ve stratejik bir plan dahilinde hayata geçirilmesine bu projemizle destek olmak istiyoruz.

Çanakkale’nin muazzam potansiyelini gerçekleştirmesine katkı sağlamak en büyük amacımız. Tüm çalışmalar boyunca Çanakkale’de müthiş bir heyecan ve ortak irade gördüğümüzü ve bunun da proje ekibimizi daha da cesaretlendirdiğini söylemek isterim.

Geçtiğimiz aylarda Kale Talks adı altında etkinlikte bulundunuz. Kale Talks konuşmalarını devam ettirmeyi planlıyor musunuz? 

Kale Grubu olarak mart ayında başlattığımız KaleTalks isimli sohbet serisinde ezber bozan vizyoner kişileri kendi hayat hikâyelerini ve deneyimlerini paylaşmak üzere her ay Levent binamızdaki konferans salonumuzda ağırlıyoruz. Dışarıdan katılımcılara da açık bir etkinlik. Sosyal Medya hesaplarımızdan Kale Grubu hesabını (@kalegrubu) takip ederek katılım sağlayabilirsiniz. Bugüne dek; değişimi yönetmek, sevdiğin hayatı tasarla, Endüstri 4.0 ve dijital dönüşüm, insan odaklı yenilikçi mimari tasarımlar konularında farklı disiplinlerden ilham verici konukları ağırladık. Hayatta merak duygusunun çok önemli olduğuna inanıyor, yaşam boyu öğrenmeyi destekliyorum. Çalışanlarımızın da farklı kaynaklardan beslenerek kendilerini sürekli yenilemeleri hem iş hem de hayat motivasyonu açısından çok önemli. Yaratıcılığın alışkanlık olduğu, inovasyonun rutin hale geldiği bir kültür yaratmak en büyük hedefimiz.

Bu dönemde, Medici etkisine her zamankinden fazla ihtiyacımız var.

Bildiğiniz gibi, 15. Yüzyılda bankacılıkla uğraşan Medici ailesi farklı disiplinlere ve kültürlere mensup kişileri Floransa’da bir araya getirerek, geleneksel bariyerleri kaldırdı.  Mimarların, bilim insanlarının, sanatçıların özgürce tartışmalarını sağlayarak herkesin birbirinden yeni şeyler öğrendiği bir ortam oluşturdu.  Medicilerin etrafında oluşan ekosistem, rönesansı tetikleyerek dünyayı değiştirdi. Bu sebeple, farklı disiplinlerden, görüşlerden insanların bir arada üretebilmesi için kesişim alanları yaratmak gerekir.

KaleTalks’un çıkış noktası kendi çalışanlarımız idi, ancak dışarıdan gördüğümüz ilgi ve katılımın her etkinlikte daha da artması önemli bir ihtiyacı giderdiğimiz yönünde bize cesaret verdi.

Katılım ve ilginin yoğun, geri dönüşlerin olumlu olduğu bir etkinliğe imza atıyoruz. Doğru yolda ilerlediğimizin bir göstergesi. Etkinliklerimize devam edeceğiz.

Türkiye’de eğitimde yaratılan artı değerin iş dünyasına yansıması nasıl oluyor? Eğitimde yaratılan artı değere Kale Grubu nasıl katkıda bulunuyor?

İyi yetişmiş, nitelikli insan faktörü, kalkınmanın ana motoru. Türkiye’nin insan, teknoloji ve tasarıma yatırımla hedeflerine ulaşabileceğine inanıyoruz. Bunun için üretken ve kaliteli bir eğitim sistemi, iş dünyası olarak talep ettiğimiz temel yapısal reformların başında geliyor. Özellikle kısaca STEAM denilen bilim, teknoloji, mühendislik, sanat ve matematik odaklı bir eğitim sistemini, sağlıklı bir gelecek için çok önemsiyoruz. Türkiye’nin uzun vadede dördüncü sanayi devriminin içinde yer alması, bu konuda atılacak adımların hızına ve isabetine bağlı.

Eğitim, grup olarak bizim de temel odaklarımızdan biri. Bilindiği üzere, Dr. (h.c.) İbrahim Bodur Kale Seramik Eğitim, Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı (KSV), bugüne kadar çok önemli hizmetlerde bulundu. On binlerce öğrenciye burs sağladı. İşsizlik ve mesleksizliğin büyük bir sorun olduğu ülkemizde, inşaat sektörüne nitelikli eleman yetiştirmek ve gençlere meslek edindirmek amacıyla MEB iş birliğinde başlattığımız kurslar ile yaklaşık on bin gencimize meslek edindirdi. “İlk İşim Okullarda Değişim” projesi ile Türkiye’nin her yerinde çok sayıda ilkokulun yenilenmesine vesile oldu. Biz Kale Grubu olarak Türkiye için yeni başarı hikâyeleri üretmek, özgün işleri, yaratıcı ve ilham verici kişileri cesaretlendirmek üzere çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu doğrultuda da eğitime, yarının işgücüne yatırım yaparak, sosyal girişimcilik ekosistemini destekleyerek sosyal inovasyona yatırım yapıyoruz.

Kale Grubu olarak sürekli üniversitelerle iş birliği içindesiniz. Üniversitelerle ortak yaptığınız projelerde neyi amaçlıyorsunuz? Bu çalışmalar istenilen hedeflere ulaşabiliyor mu?

Sanayi üretiminde yüksek teknolojinin payını artırmamın yolu, üniversite ile iş birliğini geliştirmekten geçiyor. Biz de bu doğrultuda çalışıyor ve bugün inovasyonu temel alan vizyonumuzla Türkiye’nin en yenilikçi, en Ar-Ge odaklı şirketlerinden biriyiz. İlk olarak, Çanakkale Çan’da 1973 yılında Ar-Ge merkezi kurduk. Babam İbrahim Bodur da buna çok önem veriyordu. Ekonominin en dalgalı olduğu günlerde bile sabrederek, bu alana odaklanmış. 1957 yılında Çanakkale Seramik fabrikalarını kurmaya karar vermeden önce bölgedeki hammadde araştırmalarını üniversitelerle irtibata geçerek yürütmeye başlamış. 1973 yılında araştırma geliştirme ve teknoloji bölümü kuruldu ve 17 mühendisle çalışmalar yürütüldü. Bu süreçlerin sonunda 1997 yılında kurulan Seramik Araştırma Merkezi Türkiye’deki sanayi üniversite iş birliğinin en iyi örneklerinden oldu.

Son yıllarda devletimizin verdiği büyük desteklerle milli gelirimiz içindeki payı giderek artan Ar-Ge yatırımlarını daha etkili kullanmanın yolu sanayi-üniversite iş birliğini artırmakla mümkün olacak. Bu değişim sürecinde tüm sektörler, yüksek teknolojiye geçişte de üniversitelerin rehberliğine ihtiyaç duyuyor. Özgün fikirlerle beslenen, inovasyona dayalı büyüme için, bizim de Kale Grubu olarak İstanbul Teknik Üniversitesi ile gerçekleştirdiğimiz Ar-Ge projelerinde olduğu gibi, daha yakın çalışarak sanayinin ihtiyaçlarına yönelik çözümler üretmeyi amaçlıyoruz.

Birçok kurum, son dönemde sanayi-üniversite iş birliğinin artırılmasına yönelik destek programları uygulamaya koydular. Teknokentler, sanayi-üniversite iş birliğinin geliştirilmesinde öncü rolü oynadı. Bununla birlikte sanayi- üniversite iş birliğinde arzulanan noktadan henüz uzağız. Bunun Türkiye’de Ar-Ge kültürünün yeni yeni gelişiyor olması kadar, uygulamayla ilgili boyutları da var. Örneğin özel sektör açısından sıkıntılardan biri, üniversitelerin döner sermayelerine ödenmesi gereken ücretin yüksekliğidir. Bu konuda yasal ve mali düzenlemelerin yapılması faydalı olur.

Öğretim elemanlarını sanayi ile iş birliği yapmaya teşvik edecek düzenlemelere de ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

“İlk İşim Okullarda Değişim” projesi ile Türkiye’nin her yerinde çok sayıda ilkokulun yenilenmesine vesile oldu.

Ülke olarak güçlü bir Türkiye markası yaratmak için neler yapılmalı sizce? Ve bu topraklardan nasıl marka çıkarabiliriz?

Güçlü bir sanayiye sahip olmadan, dünya sanayi üretiminden hatırı sayılır pay almadan, küresel güç olmak, Türkiye markası yaratmak mümkün değil. Bulunduğumuz bu zor coğrafyada istikrarımızı koruyarak büyümemizin, dünyanın zengin ülkeleri arasına girmemizin yolu üretimden ve sanayileşmeden geçiyor. Dünya tarihine baktığımızda, orta gelişmişlik kabuğunu kırıp en zenginler arasına giren ülkelerin tümünün bunu sanayinin öncülüğünde yaptığını görüyoruz. Almanya’nın, Japonya’nın, yakın tarihte Güney Kore’nin, Tayvan’ın kalkınma öyküleri, bunun en iyi bilinen kanıtlarıdır. Dünya, Sanayi 4.0’a hızla geçişi gündemine almışken Türkiye’de de ucuz emeğe dayalı, düşük katma değerli üretim yapan bir sanayi değil; ülkemizin Sanayi Stratejisinde belirtildiği gibi orta ve yüksek teknolojili bir üretime yönelmeliyiz. Çünkü ekonomik büyüme, teknolojik değişim yoluyla gerçekleşir. Teknoloji de ancak sanayi öncülüğünde gelişir. Sanayinin Türkiye’nin büyümesine öncülük edebilmesi için, dönüşmesi gerekiyor. Küresel istikrarsızlığın Türkiye’ye sirayet etmesini engellemek için yere daha sağlam basmak ve daha güçlü olmak zorundayız.

Türkiye’nin en güçlü iş kadınlarından birisiniz. Kadınların iş dünyasında daha güçlü bir şekilde var olabilmeleri için neler yapılması gerekiyor?

Toplumsal cinsiyet eşitliği ve özellikle kadınların işgücüne katılımı en yaygın ve kronik küresel eşitsizliklerden biri. Türkiye’de kadınların eğitim, iş, özel ve kamu hayatında karşılaştığı sorunları hepimiz biliyoruz. Nüfusun yarısının potansiyelinin kullanılmadığı bir ülkede sürdürülebilir ekonomiden, ilerlemeden ve refahtan bahsedilemez.

Yeni bir sanayileşme devrimine doğru gidilirken, Sanayi 4.0 kapsamında iş yapış biçimlerinin ve iş gücü piyasalarının değişecek olması kadınların iş gücüne katılımı açısından büyük fırsatlar barındırıyor. Türkiye’nin bu sefer treni doğru zamanda yakalaması önemli. Yeni dünya düzeninde Türkiye olarak istediğimiz yerde bulunabilmek için, daha çok kız öğrencinin STEAM (Fen, Teknoloji, Mühendislik, Sanat ve Matematik) eğitimi alması ve bu alanda kariyere yönlendirilmesi için kolektif olarak çabalarımızı artırmalıyız.

Bunun için de özel sektör, hükümet, akademik çevreler ve sivil toplumun sosyal mutabakat temelinde bir arada çalışması büyük önem teşkil ediyor. Olumlu kadın rol modellerin sayısının artırılması ve görünürlüğünün sağlanması özellikle genç kadınların ve kız çocuklarının hayatta amaç edinmeleri, hedef belirlemeleri, ilham almaları ve hayal kurabilmeleri için çok önemli. Türkiye’nin milli gelirini 20 bin dolara çıkarmasının, yüksek teknolojili ve katma değerli üretim yapmasının en önemli unsurlarından birisi kadınları güçlendirmekten ve iş hayatına katılmalarını sağlamaktan geçiyor. Türkiye’nin yazacağı yeni başarı hikâyesinde, sanayiyi merkeze koyan ve kadınları ekonomiye etkili şekilde dâhil ederek potansiyelini tam olarak gerçekleştirmesinin önünü açan politikalar belirleyici olacak. Kapsayıcı, adil, şeffaf ve sürdürülebilir bir büyüme, kadınların eğitime, iş hayatına, hayatın her alanına etkili katılımları ile mümkün olacak.

 Kadınlara iş dünyasıyla ilgili ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Biliyoruz ki bir toplumda kadın ne kadar etkin ve üretkense toplum o kadar gelişmiştir. Ama maalesef ülkemizde kadınların iş hayatına girişinde, ona biçilen toplumsal rol nedeniyle pek çok engel var. Yasalarımız, iş hayatında cinsiyet eşitliğini desteklediği halde, uygulamada, en alttan en üst kademeye kadar, kadınlara yönelik ayrımcılık ne yazık ki sürüyor. Kariyer gelişiminde başka bariyerler de devreye giriyor. Engellerle karşılaşmasına rağmen kendisine eve hapsetmek istemeyen kadınlar, iş hayatının kendisine sunduğu ekonomik özgürlük, yeni bir sosyal çevre, kendine güven, toplumsal statüsünün yükselmesi gibi etkenlerden kopmak istemeyerek çalışma hayatına devam ediyor. Kadınların hayatlarını oluşturan tüm unsurları kontrol altına alıp ustalıkla yönetmeyi bilmeleri gerekiyor. Çalışma yaşamı kadının ekonomik özgürlüğünü sağladığı gibi, kadının üretkenliğini, toplumsal saygınlığını, özgüvenini artırıyor. Kadınlarımızın ne olursa olsun çalışmaktan vazgeçmemeleri gerek. Dünya daha iyi bir yer olacaksa bu, kadınların etkili katılımları ve çabalarıyla olacak…

Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?

Türkiye ekonomisi 2000’li yıllar boyunca nicelik olarak ciddi bir büyüme gösterdi. Milli gelirimiz üçe katlanarak 800 milyar doların üzerine çıktı. Bugün artık nitelikli büyüme ve derinleşme ihtiyacı içindeyiz. Ülkemizin yeni bir başarı hikayesi yazma potansiyeline ve gücüne inanıyoruz. Bunun için sanayi odaklı akıllı büyümeye ihtiyacımız var. Kamu yönetiminden özel sektöre kadar herkesin bu konuda sorumluluk alıp üzerine düşeni yapması bir vatan borcu.

Zeynep Bodur Okyay Kale Grubu Başkanı ve CEO

7 Kasım 1964 tarihinde İstanbul’da doğdu. Ünlü İş adamı Dr. H. İbrahim Bodur’un kızıdır. 1989 Yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra Harvard Üniversitesi’nde Lisansüstü Yönetici Yetiştirme Programı’na katıldı. Türkiye’ye döndükten sonra, 1992- 1993 yılları arasında Çanakkale’nin Çan ilçesindeki Çanakkale Seramik Fabrikaları’nın üretim birimlerinde yönetici adayı olarak çeşitli görevlerde bulundu. Üretim- planlama, üretim-yönetimi birimlerinde çalıştı. 1995 yılında Kale Grubu’nun Pazarlama Şirketleri İcra Kurulu Üyeliği ve Başkanlığına getirilerek çalışmaya devam etti. Temmuz 2007’den beri Kale Grubu Başkanı ve CEO’su olarak görevini sürdürüyor. İtalyanca ve İngilizce bilen başarılı iş kadını Zeynep Bodur Okyay, Kale Grubu Şirketleri Teknik Bölüm Başkanı olarak görev yapan Osman Okyay ile evli ve bir çocuk annesidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here