Süperlig’in sorunları kişisel değil sistemsel

Süper Lig 2017 – 2018 sezonu birkaç hafta önce başladı. Futbol kulüpleri dışında markalar da bu heyecana ortak olan unsurlardan biri. Futbol üzerinden marka bağlılığı yaratma, imaj transferinde bulunma, aidiyet duygusunun parçalarından biri olma isteği markaları sponsorluk anlaşmalarına yöneltiyor. Ancak durum toz pembe değil. Futbolda yönetim açısından başarılı bir tutum gösteremeyen TFF, sürdürülebilir anlayış ve çağın vizyonundan uzak kalıyor. Türk futbolu, konuda bilgi sahibi spor ve iletişim uzmanlarının çoğuna göre bir bunalım geçiriyor. Türk futbolunun önemli isimlerinden Sadettin Saran ile bu bunalımı ve futbolun yönetim sorununu konuştuk.

Ülkemiz, futbol sevgisini kaybediyor

Yurt dışındaki futbol ligleriyle kendi ligimizi kıyaslarsak, ekonomik değer ve izlenme oranları bakımından karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor?

Son yayın ihalesiyle birlikte, Süper Lig’de yıllık yaklaşık 500 milyon dolarlık bir değer ortaya çıktı. Ligimiz bu haliyle Avrupa’da yayın gelirleri açısından 6. sıraya yerleşti. Zirvede İngiltere Premier Ligi var. İspanya, Almanya, İtalya ve Fransa da onu takip ediyor. Sonra bizim lig geliyor. Ülkelerin ekonomik büyüklüğü açısından bakıldığında iyi bir seviye yakaladığımızı söyleyebiliriz. Avrupa futbolunda 2016 -17 rakamlarıyla yaklaşık 13 milyar dolarlık bir yayın değeri var. Bunun neredeyse yarısını İngiltere Ligi’nin yayın değeri oluşturuyor.

Brand Finance 2015 raporuna göre ise 50 futbol kulübü arasında yaratılan 13.4 milyon dolarlık marka değeri pastasında ilk sırayı yüzde 46’lık payla İngiltere alıyor. Yaklaşık 6 milyon dolarlık bir değer bu. Türkiye bu tabloda yüzde 2’lik dilimde yer alıyor. Yüzdemiz görece düşük ama bir yandan da Türkiye’de yayın gelirleri sürekli artış gösteriyor.

Bunda havuz sisteminin büyük payı var kuşkusuz. Biz Saran Group olarak uzun yıllardır spor medya içeriği ve yayın sektörünün ana oyuncularından birisiyiz. Bir çok ilke imza attık. Türk takımları arasında ilk havuz sistemi uygulamasını yaptık. Bir kaç takımı bir araya getirdik ve maç yayınlarını pazarladık. Sistemin bugünkü halini almasında büyük fayda sağlayan bir uygulama oldu.

İngiltere Ligi’ni yıllardır Türkiye’ye biz getiriyoruz. Şu anda da yeni kurduğumuz spor kanalı S Sport’tan yayınlanıyor Premier Lig maçları. Çok büyük ilgi var, özel seyircisi var. Ama tabii Türkiye’de izlenme oranları ve maçlardaki seyirci ortala­maları yayın gelirlerine oranla daha düşük. Bu durumun sosyal ve ekonomik nedenleri var. Yine de yayıncı kuruluş beIN Sports ciddi bir yatırımla Türk futboluna büyük katkı sağlıyor.

Yayın gelirleri, futbolculara ödenen paralar, sözleşmeler görece yüksek olmasına rağ­men, Türk futbolunun marka algısı düşük maalesef. Yurt dışında da yayın gelirleriyle aynı seviyede değil.

Türkiye Süper Lig’in marka algısı yurt dışında ve yurt içinde ne durumda?

Yayın gelirleri, futbolculara ödenen paralar, sözleşmeler görece yüksek olmasına rağ­men, Türk futbolunun marka algısı düşük maalesef. Yurt dışında da yayın gelirleriyle aynı seviyede değil. İşimiz gereği UEFA, FIFA gibi futbolu yöneten kurumların yetkilile­riyle sık sık görüşüyorum.

Dünyanın önemli kulüplerinin yöneticileri temas halindeyiz. Yurt dışında belli bir yeri var Türk futbolu­nun. Biz bu konuda şikayet etmek yerine ne yapabiliriz diye düşündük. Yıllar önce Türkiye Ligi özetlerini Eurosport’ta yayınlat­tık. Üste para verdik. Türk futbolunun marka algısının artmasında, futbolcularımızın yurt dışına transfer olmasına önemli katkısı olan bir girişim oldu.

Yurt içindeki marka değeri sorununun temelinde spor sevgisi eksikliği­miz yatıyor. Artık futbol sevgisi yerini daha çok taraftarlık, rekabet ve karşı taraftakini alt etme duygusu gibi unsurlara bıraktı. Ne olursa olsun kazanma isteği ön plana çıktı. Yurt dışında, halen birçok Avrupa ülkesinde, Güney Amerika’da futbol, insanların ailele­riyle, çocuklarıyla güzel bir gün geçirmesi­nin aracı gibi algılanıyor. Tuttukları takım kazansa da kaybetse de keyifli bir Pazar günü geçiriyorlar.

Maç öncesi ve sonrasında aktiviteler düzenleniyor. Özellikle çocuklara yönelik renkli etkinlikler oluyor. Ama biz “Yensen de yenilsen de” duygusunu kaybet­miş gibiyiz. Medya da büyük ölçüde insan­ların bu haline yönelik yayınlar yapıyor. Maç dışı etkinlikler yok. Taraftarlar arası şiddette artış var. Tam bir sarmalın içindeyiz. Tüm bu faktörler marka algısını aşağıya çekiyor.

Süper Lig için yakın zamanda üzerinde çalışmaya başlanılan bir şirketleşme modeli var. Kulüpler Birliği Vakfı uzun süre İngiltere Premier Ligi’ni incelemiş­ti.

Süper Lig’in yönetim biçimini ve sistemini nasıl değerlendirirsiniz?

Ülkemizde maalesef konular hep kişiler üze­rinden tartışılıyor ve çözümler de kişiler üze­rinden aranıyor. Halbuki sorun sizin de bah­settiğiniz gibi sistemsel. Süper Lig için yakın zamanda üzerinde çalışmaya başlanılan bir şirketleşme modeli var. Kulüpler Birliği Vakfı uzun süre İngiltere Premier Ligi’ni incelemiş­ti. Ancak süreç çok yavaş işliyor.

Bu durum bir tarafa, asıl sorun bence TFF’nin delege yapısında. Tamamen Süper Lig’e ve hatta üç büyüklere endeksli bir delege yapısı var hali hazırda. Halbuki bize (kulüplerin dernek statüsünde oluşu itibariyle) çok benzeyen Almanya’da bu böyle değil. Altyapı, amatör­ler de layıkıyla genel kurulda temsil ediliyor. Böylece altyapı ihmal edilmiyor.

Alman­ya’nın yirmi yılda nereden nereye geldiğine bir bakın. Hem kulüpler hem de milli takım düzeyinde. Bundesliga’nın marka değerine, tribün doluluğuna, yayın gelirlerine bakın. Orada da yabancı sınırı yok mesela. Ancak yetmiş milyonluk Türkiye’de biz oyuncu yetiştiremezken, onlar beş altı milyonluk Türk nüfusundan Mesut Özil’leri, Kerem Demirbay’ları çıkarabiliyorlar. Bizim önce bu konuları çözmemiz lazım. Gerisi gelir.

Peki Süper ligimiz maalesef markalaşamı­yor. Bunun önündeki en büyük problemler ve sorunlar neler?

Dünya kulüplerinde futbol yönetimi büyük ölçüde profesyonellere bırakılmış durumda. Başkan ve yöneticiler üzerlerine düşeni yapıyorlar, kulübe kaynak yaratıyorlar, doğru isimleri buluyorlar ve sorumluluğu onlara bırakıyorlar. İstisnalar olsa da çok fazla ön plana çıkmıyorlar.

Biz de ise tam tersi bir durum var. Özellikle başkanlar kendilerini bu işin asıl aktörleri olarak tanımlıyor ve o şekilde davranıyor. Sürekli konuşarak gündemde kalma hevesi var. Medya da buna hazır. Sosyal medyada ve taraftarın belli bir bölümünde bu yönde bir beklenti de var. Konuşmayı, polemik yaratmayı seven bir yapı söz konusu. Endüstriyel futbolun maalesef en kötü yanlarını aldık, en olumsuz sonuçlarını yaşıyoruz.

Bu sorunlar ve problemler futbolcuları ve izleyicileri nasıl etkiliyor sizce?

Eşleri, dostları, çocuklarıyla gidip rahat rahat maç izlemek isteyen kesimleri olumsuz etkiliyor. Artık maça gitmiyorlar. Küçüçük çocukların formalarının çıkartıldığına tanık oluyoruz. Her hafta bir kulübümüz küfürlü tezahürattan ceza alıyor. Aynı tribünde oturduğunuz ama varlığından bile haberi­nizin olmadığı bir holigan yüzünden, sizin bulunduğunuz tribün kapatılıyor, parasını vermenize rağmen maça gidemiyorsunuz.

Futbolun asıl aktörleri olan futbolcular da bu olumsuz ortamdan kötü etkileniyor. Sadece kazanmanın yüceltildiği bir ortamı yetişiyor-lar. Davranış şekilleri ona göre oluyor. Kendi futbolcusuna küfür etmek için maça gelen bir taraftar profili ortaya çıktı. Çocukluğumuzun sihirli oyunu futbolu, dünyanın belki de en keyif dolu spor aktivitesini bir olumsuzluk çemberi içine hapsetmiş durumdayız. Teknik adamlar da bu ortamda güzel futbol yerine sadece kazanmak için gereken futbolu tercih ediyorlar. Ligimizde karşı takıma az faul yaptılar diye futbolcusunu azarlayan hocalar var.

Endüstriyel futbolun maalesef en kötü yanlarını aldık, en olumsuz sonuçlarını yaşıyoruz.

Sizce Türkiye’nin güçlü ve değerli bir Süper ligi olması için neler yapılmalı? Önerileriniz?

Mutlaka bir orta-uzun dönem için bir planlama, programlama gerekiyor. İzlanda’nın, Belçika’nın yaptığı gibi. Buna sabreden bir futbol kamuoyu oluşturmamız lazım. Alt yapılardaki eğitmenleri eğitmemiz lazım. Yurt dışına göndermemiz lazım. Kendimizi örnek bir futbol ülkesi bulabiliriz, onlarla ortak bir yeniden yapılanma dönemine gire-biliriz. Almanya modeli burada da en doğru adreslerden birisidir.

Sponsorlar bu “sport business” için olmazsa olmaz. Ama son dönemde tüm bu anlat-tığım olumsuz ortam ile, özellikle büyük firmalar geri çekildiler, bütçelerini kıstılar. Olumsuz bir futbol ortamıyla markalarını bir arada görmek istemiyorlar.

Süper Lig’in marka değerinin yükselmesi noktasında sponsor markalardan nasıl faydalanılabilir?

Sponsorlar bu “sport business” için olmazsa olmaz. Ama son dönemde tüm bu anlat-tığım olumsuz ortam ile, özellikle büyük firmalar geri çekildiler, bütçelerini kıstılar. Olumsuz bir futbol ortamıyla markalarını bir arada görmek istemiyorlar. Yine de bu sezon Süper Lig’de yeni firmalar gördüm, mutlu oldum. Sponsor marka kendi adını medyada daha çok görmek için bu işe giriyor. Yöne-timler futbolcularını basından kaçırıyorlar. Röportaj yaptırmıyorlar. Mutlaka futbolumu-za ve tüm amatör sporlara daha çok sponsor girmesi lazım. Bununla ilgili yasal düzenle-melerin, kolaylıkların getirilmesi lazım.

Süper Lig’deki şike iddiaları, hakem hataları, kavgaya dönüşen rekabet ortamı ligin değerini ve izleyiciyi nasıl etkiliyor?

Terör örgütü FETÖ’nün operasyonu olan sözde şike davası, futbola büyük zarar verdi. Zaten amaçları da buydu. Fenerbahçe özelinde futbolda kaos çıkarmak istediler. Taraftarlar arasına yıllarca devam edecek nefret tohumları atıldı. Sponsorlar geri çekildi. O operasyonu yöneten, uygulayan kişiler şu anda ya tutuklu, ya yurt dışına kaçtı. O kadar zaman boşa geçti, olan futbola oldu.

Ancak şunuda söylemek isterim, Fenerbahçe taraftarının o günlerdeki büyük direnişi ve takımına sahip çıkma heyecanı, terör örgütünün o günlerde hesaplayamadığı bir unsur oldu. 50 bin kadın, çocuk maça geldi, binlerce insan köprüde yürüdü, Topuk Yaylası’na gitti. Ama söylediğim gibi futbola büyük zarar verdi ve etkileri yıllarca devam edecektir. Hakem hataları futbolun doğal bir unsurudur. Günah keçisi oluyorlar çoğunlukla. Bazı eski hakemler rating uğruna, genç meslektaşlarına çok acımasız davranıyor. Ancak bununla birlikte hakem organizasyonu-muzda, eğitim süreçlerinde yine bir yeniden yapılanma ihtiyacı var.

İnsanların, özellikle gençlerimizin sporu sevmesi, sporu izlemesi ve spor yapması gibi ideallerimiz, hedeflerimiz var.

Son olarak S Sport diyelim…

S Sport bizim yeni televizyon kanalımız. Pre-mium içeriğiyle Türkiye’de ilk ve tek. Grup olarak büyük heyecan duyuyoruz. Premier Lig, NBA ve Formula1’i yayınlıyoruz. Tüm spor dallarında dünyanın en popüler karşılaşmalarını, yarışmalarını, organizasyonlarını izleyiciyle buluşturuyoruz. Digitürk, D Smart ve Turkcell Plus TV’de yer alıyoruz.

Uzun yıllar süren medya içeriği sağlama işimizden gelen bir yayıncılık tecrübemiz var. Son teknolojiyle naklen yayın yapabilen bir şirketimiz var; HD Protek. Saha içi reklamcılığında bir çok ilki Türkiye’de biz uyguladık. Tüm bunları artık bir spor televizyonu mar-kası altında birleştirmenin zamanı gelmişti. Vizyonumuzu ve misyonumuzu fair play ruhu ve spor sevgisi çevresinde oluşturduk.

İnsanların, özellikle gençlerimizin sporu sevmesi, sporu izlemesi ve spor yapması gibi ideallerimiz, hedeflerimiz var. Yayın kurulu toplantılarımızda bunları konuşuyoruz. İlk 6 ayımızda geri dönüşler gayet olumlu. İlgi düzeyi giderek artıyor.

Dünyayı takip eden, sosyal medyayı kullanan, her türlü spora ilgi duyan bir kesim de var. Gençler var. Tüm olumsuzluklara rağmen ben spor adına, futbol adına geleceğe iyimser bakıyorum. Biz grup olarak her zaman böyle davrandık. Hep daha iyi, daha farklı ne yapabiliriz diye düşündük. Bu ülkenin potansiyeline her zaman güvendik. (Kasım 2017, The Brand Age)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here